MADENİ İLK BULAN KİMDİR
Ne var ki, o güne kadar toplumda saygı gören
bilginlerin, din adamlannın ve soyluların yanında yepyeni bir kesim
doğuyor ve tuzla en üst düzey insanı olma yolunda ilerliyordu:
Anamalcı kent-soylü. Bu kesim ağır bastığında ötekilerle
kıyaslanamayacak kadar etkili oluyordu. Bu
dorumda tekniğe özel bir ilgi göstermekten, skolastik düşünüşün
“Bizansvari” boş tartışmaktansa burun kıvırmaktan başka ne
yapılabilirdi? Rönesans’ın bu Fuggerleri, Carnegieleri, Basil
Zaharoffları deniz ticaretinden ve maden işletmelerinden elde
ettikleri inanılmaz kazançları aracılığında olağan dışı bir güce sahip
olmuşlardı. Elbette gemi yapım işlerine,yem ladenlerin keşfine ve
yüksek fırınlar yapımına her şeyden çofe.önem vereceklerdi. . Kendi
kendilerine çalışıp bilim öğrenen bu kişilerin düşüncelerinin
ürünlerini vermesivjçin DescarteS ve Galile’yi beklemek gerekti.
Bununla birlikte I. Francois’nın egemenlik yıllarından başlayarak en
parlak zekâlar da artık teknik icatlarla ilgi duymaya hâlâ hor
görülen uğraş sayılsaydı, Leonardo da Vinci bunlara kendisini
böylesine verir miydi? Leonardo da Vinci (1452-1519), Rönesans’ı örnek
bir tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ne bilgindi, ne
teknisyen ve ne de bir ünlü bilge.Yalnızca olağanüstü zekasıyla
çeşitli alanlara ışık saçan yarı bilisiz bir dâhi ve bilimde olduğu
kadar edebiyatta da kendi kendini yetiştirmiş bir denemeciydi. Büyük,
ressam, bu nedenle hiçbir zaman büyük bir bilgin olamadı. Sezgileri
yoluyla yalnız kâğıt üzerinde kalan üç yüze yakın icadın tohumunu attı.
Cehaletim, bilimsel bir temele sahi] bunların hemen hemen de
gerçekleştiremedi.1952′de Paris’te “Keşifler Sara)V-’ada sergilenen el
yazmaları ampirik dehasının bu çok belirgin yönünü gösterir. Buharlı
toplar, istihkâm gibi askerirdaki incelemelerU kana} şebekeleri ve
bataklıkların kurutulan saat masası, sayaç gibi mekaniksorunlar
üzerindeki uygulanan çok yönlü dehasının ürünleridir. Çağının teknik
düzeyi V’tnci’nin birçok konulardaki tasarımlarını gerçekleştirmeye
yeterli değildi. Ancak “yapma kuş” gibi birçok tasarımları da
tutarsızlıktan Öteye gidemezdi.
Arşimet ve Vinci zekâlarının
derinligi, teknik icatlarının verimliliği insanı şîyen iki dâhi
olmakla birlikte, birhirlerindenıdeğişik kişilerdi Sırakusalılara
icatlarını, özellikle Romalı askerlerin acısını duyduğu madiiesel
gerçekler haline getirebilmişlerdi. Çünkü Arşimet bilime ve kurucusu
olduğu statiğe, dayamyordu Sezgi, gözlem vedeneylerden hareket eden
Floransalının icatlarıysa, bilimin bunları değerlendiren bilecek düzeye
ulaşmamış olmasından ötürü, birer taslak halinde kaldı. Ancak 1634′te
Belçikalı Stevin’in ortaya koyacağı “güçlerin bileşimi” ilkesi olmadan
bir saiıtrfüjlü pompanın planım uygulama olanağı var mıydı; gerçekten
de gücünün nasıl işlediği, Vinci’nin döneminde de bilinmekteydi.
