| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Yazılar arşiv 06.2009 Other entries in 2009-06 resimler, videolar

Anaconda enerjisi

Anaconda enerjisi

Alternatif enerji kaynakları konusunda çalışmalarını sürdüren Checkmate (Türkçesi: Şah Mat) adlı firma, son ürettiği enerji çözümüne de firma adında olduğu gibi ilginç bir isim vermiş: "Anaconda". Tabii ki burada bahsedilen filmlere konu olan dev yılanlar değil, sadece şekil olarak bir benzeri.

Checkmate, enerji sorununu okyanusun dalgaları ile çözmeyi planlıyor. Deniz altına yerleştirilen yılana benzer araçlar, dalgalanma esnasında topladıkları enerjiyi ileterek, temiz elektrik üretmeye yardımcı olmayı planlıyor.

200 metre uzunluğunda kauçuk bir tüpten oluşan "Anaconda"ların bir tanesi 50 bin evin ihtiyacını karşılayacak elektrik üretebiliyor. Checkmate yetkilileri halen üzerinde çalıştıkları projenin enerji konusunda bir devrim yaratacağını ve 2014 yılında aktif olarak kullanılmaya başlayacağını söylüyorlar

Hubble yeniden faaliyete geçti

Hubble Uzay Teleskobu

Amerikan Uzay ve Havacılık Kurumu (NASA) yetkililerinden Kyle Herring, yaptığı açıklamada, Atlantis uzay mekiği astronotlarının 5 gün süren çalışmalarını tamamlamalarının ardından Atlantis'in, Hubble'dan ayrıldığını söyledi.

Astronot Megan McArthur'un kullandığı Atlantis'in robot kolunun teleskoptan ayrıldığı ve bu operasyon sırasında Mike Massimino ve Mike Good adlı astronotların sorun çıkması ihtimaline karşı "tetikte beklediği", ayrılma operasyonunun sorunsuz tamamlandığı kaydedildi.

Herring, teleskobun yeniden tek başına çalışmaya başladığını kaydetti.

7 kişilik mürettebatın bulunduğu Atlantis mekiğinin cuma günü Florida'daki Cape Canaveral üssüne dönmesi bekleniyor.

Atlantis'teki görev komutanı Scott Altman da Houston'daki NASA yetkililerine bilgi verirken, "Hubble'ı bıraktık, teleskop keşif görevine sorunsuz şekilde yeniden başladı. Bu görev aklıma geldiğinde, bunun bizim için inanılmaz bir macera olduğunu düşünüyorum. Bu, bence insanın neleri başarabileceğini gösteriyor" ifadesini kullandı.

Her şeyin planlandığı gibi gitmediğini belirten Altman, özellikle uzay yürüyüşlerinde zorluklarla karşılaştıklarını kaydetti.

-HUBBLE'DAKİ ONARIM-

Cape Canaveral'dan 8 gün önce fırlatılan Atlantis, geçen çarşamba günü Hubble'a kenetlenmiş ve teleskobu onarma çalışmaları geçen perşembe günü başlamıştı.

Amerikan uzay mekiği Atlantis'in astronotları, bu sabah beşinci ve son uzay yürüyüşlerini tamamladı. Astronotlar 5 uzay yürüyüşünde yaklaşık 36 saat çalıştı.

Astronotlar bu yürüyüşlerde, Hubble'a kameralar, yeni bir bilgisayar ve uzay araçlarının teleskoba kenetlenebilmesini sağlayacak yeni bir mekanizma taktı, uzay teleskobunun jiroskop alıcılarını ve Hubble'a yörüngenin karanlık tarafında elektrik sağlayan bataryaları değiştirdi.

Çalışmalar sırasında, teleskobun tayfölçeri onarıldı ve ısı koruma paneli de yerleştirildi.

Hubble, yenileştirme çalışmalarıyla bir süre daha görev yaptıktan sonra görevini James Webb teleskobuna devredecek. Onarım ve modernizasyonun ardından Hubble'ın 5-10 yıl daha çalışabileceği ve teleskopta bir daha onarım çalışması yapılmayacağı belirtiliyor.

19 yıllık Hubble, bu sürede dünyaya 750 binden fazla resim ve milyonlarca veri gönderdi.

Atlantis mekiğindeki biri kadın 7 astronotun Hubble'a geçen sonbaharda gönderilmesi planlanıyordu, ancak teleskop bozulduğu için o dönemde onarım ekibi gönderilmedi.

Teleskobun uzaydan sıra dışı görüntüleri elde etmeye yarayan ve topladığı verileri düzenleyerek Dünya'ya gönderen Science Data Formatter adı verilen ünitesinin A yüzünün, geçen yıl 27 eylülde bozulmasından sonra NASA, B yüzü denilen ve teleskobun hizmete girdiği 1990'dan bu yana hiç kullanılmayan yardım sistemini yeniden programlamak zorunda kalmıştı

Uzaydaki Eğlenceli Deneyler

Uzaydaki Eğlenceli Deneyler

Geçtiğimiz aylarda halka açık bir anketle astronotların uzayda gerçekleştirmesi için toplanan fikirler Uluslararası Uzay İstasyonu'nda hayata geçirildi.

Japonların uçuk fikirlerini yerine getirmek için gönüllü olan astronot Koichi Wakata, uçan halı ile sıfır yerçekimli ortamda bir dizi eğlenceli test yaptı. Deney Japon Uzay Ajansı JAXA'nın yayınladığı bir video ile görüntülendi.

45 yaşındaki japon astronot Wakata, Japonlar tarafından önerilen yüzlerce deney arasından seçilmiş 16'sını başarıyla yerine getirdi. Bu deneyler arasında havada snowboard yapmak, bir su damlasını takip ederek içmek, suyun yerçekimine aldırış etmeden hareketini gözlemlemek gibi eğlenceli görevler bulunuyordu.

Deneylerden en ilginci, sıfır yerçekiminde çamaşır yıkamak oldu. Japon astronot, deneylerin tamamını UUİ'de bulunan Japon laboratuvarı Kibo'da gerçekleştirdi

 

Zeka nedir

Zeka nedir

Zeka nedir?
"Zeka", kişinin zihinsel becerileri ve bilgi dağarcığını öğrenmek, problem çözmek ya da toplumda değer gören sonuçlara ulaşmak için kullanabilmesi olarak tanımlanıyor.

Zeka testi nedir?
Kişilerin zihinsel becerilerini ölçebilmek ve onları zihinsel beceri konusunda diğer insanlarla karşılaştırabilmek amacıyla geliştirilen ölçümlerdir.

* Zekaya ilişkin öne sürülen ilk fikirler ve kişilerarası zihinsel becerileri karşılaştırabilme motivasyonu tarih öncesinde 2200'lü yıllara dek uzanıyor. Bu tarihlerde, Çinli hükümdarların hizmetçi alımlarında geniş çaplı yetenek testleri uygulattıkları biliniyor.

19. yy. sonlarına doğru.
19.yy.ın sonlarına doğruysa günümüz zeka testlerinin temelleri atılmaya başlanıyor. O yıllarda Francis Galton kişilerin zeka kapasitelerini duyumsal ayrım yapabilme yetileri ve motor koordinasyonlarıyla ölçmeye çalışıyor. Her ne kadar öne sürdüğü yetiler zekayı ayırt eden ölçümler olmasa da, bireysel psikolojiye yol açtığı ve zekayı onunla ilişkilendirilen etmenler üzerinden nesnel olarak betimlemeye çalıştığı için tarihte önemli bir yeri var.

Alfred Binet :Francis Galton'dan hemen sonra Alfred Binet ve arkadaşları günümüzde en sık kullanılan zeka ölçümlerinin ilk ipuçlarını vermeye başlıyor. Her ne kadar temel amaçları çocuklara zihinsel gerilik tanısı koyabilmek olsa da, geliştirdikleri ölçümler genel hatlarıyla günümüz zeka testlerinin de ilham noktası. Binet, Galton'dan farklı olarak zekanın kişinin bellek, yargı ve anlama gibi karmaşık alanlardaki performansına dayalı olduğunu düşünüyor.

Zeka Yaşı:
Bu kavram ilk olarak çocukların zihinsel gelişimine atfen 1908 yılında Binet ve Simon tarafından ortaya konuluyor. Zeka yaşı, testte çocuğun hangi yaşa aralığına giren skoru aldığına göre belirleniyor. Örneğin, 5 yaşındaki bir çocuğun zeka testindeki performansı yüksekse, zeka yaşının daha yüksek olduğu söylenebiliyor.
IQ

IQ: Kişilerarası karşılaştırma yapabilmeye olanak sağlayan zihinsel işleyiş skoru.
Terman, 1916 yılında Binet Zeka Testi'ni tekrar gözden geçirerek Stanford-Binet Testi'ni geliştiriyor. IQ ise işte o testte kişinin zihinsel yaşının kronolojik yani biyolojik yaşına bölümünün 100 ile çarpımı.

IQ = (Zihinsel Yaş / Kronolojik Yaş) x 100
Haliyle ortalama bir zekaya sahip kişinin zihinsel ve kronolojik yaşı aynı olacağından skoru 100 olarak öngörülüyor.
! IQ ya da Stanford-Binet testinin geliştirilme amacı okul performansını ölçebilmekti. Oysa ki ne yazık ki bu skor bugün, hayatın diğer alanlarında da kişinin başarılarının büyük bir göstergesiymiş gibi ele alınıyor.

Wechsler Zeka Testleri

Yetişkin ve çocuklar için ayrı uyarlamaları olan Wechsler Zeka Testleri, gerek sözel gerekse dil dışındaki zihinsel yetenekler ölçmeyi hedefleyen pek çok alt testten meydana geliyor.

Zeka testlerinde ortaya çıkabilecek en büyük sorun dil sorunu. Kültürden kültüre uyarlama gerektiren bu testler ana dilde alınmadıkça düşük skor verebiliyor.

Sözel Alt Testler
Dilin de sembollerden (harfler) meydana geldiğini düşünecek olursak sembolik düşünce ve dil becerilerini
ölçen bu testlerde genel bilgi dağarcığı, aritmetik yetenekler, kısa süreli hafızada sayı tutabilip onlarla işlem
yapabilme ve sözcük bilgisi sınanıyor.

Sözel Olmayan Performans Alt Testleri
Resim düzenleme (sırası karıştırılmış karikatür parçalarını sıraya koyma) ve resim tamamlama (bir resimdeki
eksik elemanları bulma) becerileri sınanıyor.

Genel bir IQ skorundan ziyade Wechsler Zeka Testleri 14 farklı alt test için ayrı skorlar belirliyor. Ek olarak
kişinin sözel ve performans IQ skorlarını veriyor.
Testin en son revizyonuna göz atacak olursak:
* Sözel anlama (kişi dille ne kadar iyi düşünebiliyor)
* Algısal düzenleme (kişi görsel figürlerle ne kadar iyi düşünebiliyor)
* Kısa süreli bellek ve
* İşlem hızı da ölçülüyor.

Wechsler Zeka Testinde Kullanılan Soruların Benzer Örnekleri

Sözel Alt Testler Anlama: "İşleyen demir ışıldar." sözü ne anlama geliyor?
Aritmetik: Bir çocuk 1 km. yolu 10 dakikada koşuyorsa, bir dakikada yolun ne kadarını koşar?
Benzerlikler: "Yavaş" ve "Hızlı" sözcüklerindeki ilişki/ benzerlik nedir?
Rakam Sayma: Okunan sayıları geriden başa doğru tekrarlayınız:
"8-4-2-1-9".

Performans Alt Testleri
Resim Tamamlama: Verilen resimlerdeki eksikliklerin ne kadar zamanda ve ne kadar doğrulukla bulunduğunu ölçüyor.

Küp Dizaynı: Kırmızı ve beyaz şekillerin benzerlerine kadar çabuk ve doğru bir şekilde yapılıyor, bu beceriyi ölçüyor.

Resim Düzenleme: Herhangi bir hikayeyle bağıntılandırılan resimler dizisinin ne kadar çabuk ve doğru bir şekilde sıralandığına bakıyor.

IQ skorlarının toplumdaki çan eğrisi dağılımı:
100 skoru ve çevresindeki kişi sayısı oldukça fazlayken bu skorun yukarısı ve aşağısındaki değerler daha seyrek görülüyor.

IQ testlerine güvenebilir miyiz?

Geçerlilik: Bir test için geçerli diyebilmemiz için ölçmeye çalıştığı konuyu gerçekten ölçebiliyor olması gerekiyor. Peki zeka testleri kişinin zekasını gerçekten de ölçebiliyor mu?

Yapılan çalışmalara göre IQ skoru ve okul başarısı birbiriyle oldukça büyük korelasyon içerisinde.
IQ skoru yüksek kişiler okulda da daha başarılı oluyorlar !!!


Güvenilirlik: Bir test için güvenilir diyebilmemiz için testi aynı kişiye farklı zamanlarda uyguladığımızda aynı sonuçları alabilmemiz gerekiyor. Yapılan çalışmalara göre ilk testten üç yıl sonra uygulanan Wechsler'de çocuklar yine ilk skorlarına yakın skorlar alıyor. Sonuç olarak, amaç okul başarısını ölçmekse Wechsler Zeka Testi hem geçerli hem de güvenilir bir test

Güneş Tutulması

Güneş Tutulması

Güneş Tutulmasının olabilmesi için, Ay'ın, Arz etrafındaki yörüngesiyle Arz'ın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir. Bilindiği üzere bir yıl içerisinde 12 ay vardır. Yani Ay, Arz etrafında yılda 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ay'ın yörünge düzlemi Dünya'nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ay'ın yörünge düzlemi ile Dünya'nınki arasında yaklaşık 5° 9' lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Arz, Ay ve Güneş, Ay'ın Arz etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çok beş Güneş tutulması meydana gelebilir.Tam, halkalı ve parçalı olmak üzere üç tip Güneş tutulması vardır.

Bir Güneş tutulmasının tam veya halkalı oluşu Ay'ın Dünya'ya uzaklığı ile belirlenirken, parçalı oluşu Ay, gözlem yeri ve Güneş arasındaki açıyla, bir başka deyişle, her üçünün tam olarak aynı doğrultuda bulunmamasıyla ilgilidir. Bilindiği gibi Ay, Dünya çevresinde basıklığı az da olsa elips şeklindeki bir yörüngede dolanır. Bundan dolayı Dünya'ya olan uzaklığı her an değişmektedir. Eğer tutulma anında Ay Dünya'ya yeteri kadar yakınsa, görünen çapı Güneş'in görünen çapından büyük olur, Güneş diskinin tamamı örtülür ve "Tam Tutulma" meydana gelir.Aksi takdirde Güneş diskinin tamamı örtülmez, diskin sadece iç kısmı örtülür ve bir "Halkalı Tutulma" oluşur.Bazen de Ay ve Güneş'in konumları öyledir ki, Ay, Güneş diskinin ancak bir kısmını örter. Bu durumda da parçalı tutulma meydana gelir. Tam ve halkalı tutulmaların maksimum örtülme evresinden önceki ve sonraki dönemlerinde de parçalı tutulma evresi bulunur. Ay'ın yarıçapı Dünya'nınki ile mukayese edildiğinde çok küçük olduğundan,

Dünya'nın tamamı Güneş ve Ay diskinin dış teğetlerinin oluşturduğu gölge konisinin içine girmez. Bu nedenle bir Güneş tutulması Dünya üzerinde ancak belirli bölgelerden görülebilirHalbuki Ay Tutulması'nda durum böyle değildir. Ay tutulması o anda gece olan yerlerin tümünden gözlenebilir. Ay tutulmalarında Dünya, Ay ile Güneş'in arasına girer ve Dünya'nın gölgesi Ay'ın tamamını perdeleyebilecek kadar büyük olurTam Güneş tutulması diğer tutulma türlerine göre çok daha önemlidir. Zira, tam tutulmada Güneş'in tamamı Ay tarafından birkaç dakika için örtüldüğünden, bu sırada yapılacak gözlemlerden yıldızımızın dış Atmosfer tabakaları, özellikle koronanın (Güneş'in en dış atmosfer tabakası) fiziği hakkında önemli bilgiler elde edilir.

Binyılın İlk Tam Güneş Tutulması 21 HAZİRAN 2001 Tam Güneş Tutulması sadece Güney yarıküreden izlenebildi. Ay'ın yarıgölgesi Dünya üzerine Güney Amerika'nın Atlantik okyanusu kıyılarında 12:33 de düşmeye başladı. Yarıgölgenin çapı yaklaşık 6900 km. Yarıgölgenin düştüğü her yerde parçalı güneş tutulması görüldü. Ay'ın tam gölgesi Türkiye Saati ile 13:36'da önce Atlantik okyanusuna düştü. Saatte 2000 km hızla uzun süre Atlantik okyanusunda ilerleyip 15:36'da Afrikaya ulaştı. Genişliği yaklaşık 200 km olan bu şerit içerisinde kalan her yerde Güneş tutulması Tam Güneş Tutulması olarak izlendi. Koşulların en uygun olduğu yerde tam tutulma 4 dakika 56 saniye sürdü. Gölge, Güney Afrika'yı kat ettikten sonra Madagaskar'a ulaştı ve dünya üzerindeki yolculuğunu Hint okyanusu üzerinde tamamladı.

Yüzyılın Son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999Yüzyılımızın son Tam Güneş Tutulması 11 Ağustos 1999 Çarşamba günü meydana geldi. Atlantik Okyanusu'nda başlayan tutulma, Orta Avrupa ve Türkiye üzerinden Ortadoğu'ya kayarak Hindistan'dan geçti ve nihayet Güneş'in battığı Bengal Körfezi'nde son buldu. Gerek Bilimsel gerekse turistik olarak büyük ilgi çeken bu asrın son Tam Güneş Tutulması, Ülkemizden milyonlarca kişi tarafından çok iyi bir şekilde izlendi. Yerli ve yabancı birçok bilimadamı, tam tutulma safhası yaklaşık 2 dakika süren bu muhteşem doğa olayından yararlanarak Güneş'in en dış atmosfer tabakası olan KORONA için birçok gözlemsel deney gerçekleştirdi. Ayrıca, tutulma zamanı ile süresine ait hesapların mükemmelliği de bir kez daha kanıtlandı

Nükleer Enerji

Nükleer Enerji

Santral TürleriBir ülke elektrik enerjisini hemen hemen her alanda kullanır.Bu elektrik enerjisini santrallerden sağlanır.Santraller üç gruba ayrılır.
a)Hidroelektrik santralleri
b)Termik santraller
c)Nükleer santraller

Hidroelektrik santrallerde suyun potansiyel enerjisinden, termik santrallerde yakacaklar yakılmasından ve nükleeer santrallerde atomun çekirdeğinin parçalanmasından açığa çıkan enerji kullanılılır.

2)Nükleer Santrallerde Enerji Üretimi
Nükleer santralde enerji,istasyonun merkezindeki reaktörün içinde üretilen ısıyla sağlanır.Bu ısı,uranyum atomunun zincirleme reaksiyonu sonucu elde edilir.Bu reaksiyon kontrollü bir şekilde yapılır.Nötronların sürati önce modülatörden geçirilerek yavaşlatılır ve böylece diğer çekirdekleri parçalamaları kolaylaştırır.Reaktörde açığa çıkan nötronlar emme yeteneği olan kontrol çubukları vardır.Buradan nötronları bırakarak veya çekerek reaksiyonlar kontrol altına alınır.Bölünen uranyumatomları ısı verir.

Çubuklardan çıkan bu ısı reaktörün çevresini saran gaz tabakası tarafından emilir.Isınan gaz,ısı değiştiricisi de denilen ısı eşanjörüne alınır.Bunlara ısı değiştiricisi de denmesinin nedeni,gazda bulunan ısıyı ufak boruların içindeki suya vermeleridir.Isı eşanjörünün üstündeki su,aşırı ısınma sonucu buharlaştırılır.Bu şekilde oluşturulan buhar sadece yüksek bir ısıya değil,aynı zamanda yüksek bir basınca da sahiptir.Bu yüksek basınç ve sıcak buhar kalın borular aracılığıyla türbinlere yollanıTürbin içinde bulunan pervane basınlı gazla döner,türbin jeneratöre bağlıdır ve süratle dönünce enerji üretir.Oluşan buhar yeniden ısı haline gelir,su yine buharlaşır.

Uranyum sadece su üretmez,radyasyon da üretir ve radyasyon insan sağlığı için son derece zararlı ve tehlikelidir.Bu nedenle reaktör içindeki reakasiyonu dışarıya çıkaramayacak şekilde çelik ve çok kalın betonla örtülüdür.Kontrol odasında herşey büyük bir dikkatle monitörden izlenir.Burada çalışanlar oluşan elektrik enerjisinin büyük bir kentin enerji ihtiyacını karşılayacak kadar olmasını sürekli bir şekilde denetler.

Atıkların Korunması ve Saklanması
Sonunda reaktörün içinde yeterli ısıyı üretecek enerji kalmaz. Uranyum atomlarındaki enerji tükenmiştir.Bu çubuklar son derece sıcak hem de taşıdıkları radyasyon nedeniyle tehlikelidir. Bu nedenle özel,kalın muhafazalı yöntemlerle alınırlar.

Uranyum çubukları soğuyuncaya,radyasyon normal seviyeye gelinceye kadar suyun altında muhafaza edilirler.Zamanı gelince de bunlar kalın muhafazalar içinde dikkatle analizlerinin yapılacağı istasyonlara nakledilirler.Burada yapılan analizler sonucu radyasyon seviyesi yüksek olanlar ayrılır. Radyasyonu normal düzeye inen katı cisimler toprağa gömü- lürken,sıvı denize verilir.Radyasyonu yüksek olanlar,bu amaçla yapılmış özel binalara alınır.Reaktörümüzde uranyum atomlarının bölünmesiyle elektrik üretmeye daha yıllarca devam eder.

1kg uranyumun vereceği enerjiyi ancak 25ton kömürün yanmasıyla elde edilir.Uranyum çok daha fazla enerji üretebilir ama işlem sırasında sadece %1'i kullanılır.

Bugün İngiltere'nin elektrik enerjisinin %20'sini ve gelecekte daha çok bu enerjiyi karşılayacak olan uranyum sağlar.


Nükleer Santrallerin Önemi ve Zararları
Nükleer santrallerde Atom çekirdekleri parçalanarak enerji sağlanır.Atomun çıkardığ ısı enerjisi yüksektir,ama çıkardığı radyasyon ancak özel binalarda veya kurşun mezarlarda saklanır ve uzun yıllar radyasyon yayar.

1970'li yıllarda yaşanan petrol darboğazında Nükleer enerjiyle kurtulunmuş ama saklanması da çok pahalı olduğundan talep azalmıştır.

Ayrıca santraldeki ufak bir sızıntı milyonlarca canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.Örneğin;1986 yılında Rusya'da Çernobil Nükleet Santrali'ndeki sızıntıdan 3milyon insan radyasyona maruz kalmış,radyasyon,Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır.

Türkiye'de de 1976'dan beri Akkuyu'da nükller santral kurulması gündeme gelmiştir ama çevre örgütlerinin baskılarıyla ertelenmiştir.Ayrıca 25km açığından geçen Ecemiş Fayı'da burayı tehdit etmektedir.

ATOM ENERJİSİ İLE İLGİLİ KURULUŞLAR
1)Atom Enerjisi Ajansı(Uluslararası)
Birleşmiş Milletlerin koruyuculuğu altında,özerk eğilimde hükümetler arası örgüt.957'de kuruldu,merkezi Viyana'dadır. Genel amacı,atom enerjisinin tüm dünyada barışa,sağlığa ve refaha katkılarını çabuklaştırmak ve arttırmaktır.5 Mart 1970'te yürürlüğe giren nükleer silahların yayılmasının önlenmesi antlaşması ajansı,atom ve enerjisinin barışçı amaçlarla kullanılmasının nükleer silah üretimine yol açmaması için çalışmalar yapmakla görevlendirilmiştir.IAEA 110 üye devleti biraraya getirir.Türkiye, 14 Haziran 1957 tarihi ve 7015 yasa uyarınca ajansa üyedir.

2)Atom Enerjisi Kurumu(Türkiye)
Türkiye'de,atom enerjisinin kalkınma planlarına uygun olarak,barışçı amaçlarla ve ülke yararına kullanılmasını sağlamak;temel ilke ve politikalar belirleyip önermek; bilimsel teknik ve idari çalışmalar yapmak, düzenlemek, desteklemek,kordine etmek ve denetlemek üzere yasayla kurulmuş bir kamu tüzel kişidir. 6821 sayılı yasayla 956'da kurulan Atom Enerjisi Komisyonu'nun yeniden örgütlenmesine ilişkin 2680 sayılı yasa uyarınca 1982'de faaliyete geçen Atom Enerjisi Kurumu(kısa adıTAEK)Atom Enerjisi Komisyonu,Danışma Kurulu,İhtisas Daireleri ve bağlı kuruluşlardan oluşur.TAEK başkanı,konusunda bilgi ve uzmanlık sahibi kişiler arasından başbakan tarafından seçilir ve ortak kararname ile atanır.Atom Enerjisi Komisyonu,TAEK başkanının başkanlığında başkan yardımcıları,Milli savunma,dışişleri enerji ve tabi kaynaklar bakanlıklarından birer üye ile nükleer alanda eğitim,öğretim ve araştırma yapan dört öğretim üyesinden;Dannışma Kurulu da nükleer alanda çalışan öğreten üyeleri ile öteki ilgili kamu kurum ve kuruluşlarındaki uzmanlar arasından,Atom enerjisikomisyonu'nun önerisi ve başbakanın onayı ile görevlendirilen kişilerden oluşur.Kurumun başlıca ihtisas daireleri;Nükleer güvenlik dairesi;Radyasyon sağlığı ve güvenliği dairesi; Araştırma-geliştirme-koordinasyon dairesi ve Teknoloji dairesi'dir.Kurum,ayrıca nükleer alanda çalışmalar yapmak üzere,araştırma ve eğitim merkezleri,laboratuvarlar,deneme merkezleri ve güç üretimine dönük olmayan pilot tesisler gibi bağlı kuruluşlar oluşturulabilir.Halen kuruma bağlı olarak çalışan dört kuruluş bulunmaktadır: 1962'de İstanbul'da kurulan Çekmece nükleer araştırma ve eğitim merkezi, 1966'da Ankara'da çalışmaya başlayan Ankara nükleer araştırma ve eğitim merkezi,1981'de kurulanAnkara-Lalahan veteriner hekimlik hayvancılık nükleer araştırma enstitüsü,1986'da

Karadeniz Üniversitesi'nde kurulan ve 1987 yılında çalışmaya başlayan Deniz ve çevre radyobiyolojisi araştırma enstitüsüdür.

3)Nükleer Bilimler Enstitüsü
Ankara'da Hacettepe Ünüversitesi'ne bağlı olarak nükleer bilimler alanında lisansüstü eğitim ve araştırma yapan yükseköğretim kurumudur.1982'de kurulan enstitü, Türkiye'de nükleer teknoloji'nin kurulup geliştirilmesi için gerekli bilimadamlarını yetiştirmeyi amaçlar;nükleer reaktör tasarımı ile ilgili çeşitli düzeylerde araştırmalar yapar.Çalışmalar arasında nötronik alanındaki ve termikleşme hesapları ile ilgili kurumsal ve sayısal araştırmaların yanında,deneysel araştırmalar da yer alır;nötron etkinleştirme konusundaki çalışmalar sürdürülmektedir.

4)Nükleer Enerji Ajansı
Ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı üyesi Avrupa ülkeleriyle Avust-ralya,ABD,Kanada ve Japonya'nın üyesi olduğu kuruluştur.Avrupa toplulukları komisyonudur.

Nükleer enerji ajansı'nın çalışmalarına katılır.Kuruluşun merkezi Paris'tedir.Amacı,nükleer enerjinin barışçı amaçlarla kullanılmasını uyumlu bir biçimde geliştirmektedir. Öteki ululararası kuruluşlarla ve özellikle de Uluslararası atom enerjisi ajansı ile işbirliği yapar

 

Bilim adamları parmak izinin sırrını çözdü

İnsanların parmak izlerini farklı sebepler için kullanılıyor fakat neden insanların parmak izi olduğu sorusunun cevabı şimdiye kadar bilimsel olarak bir açıklığa kavuşmamıştı. Manchester Üniversitesi'nde görevli bir grup bilim adamı ise bu konuyu aydınlığa çıkarmaya kararlı görünüyor. Bilim adamları her canlının parmak izi olmadığı gerçeğinin üzerine giderek, ortak sebepleri açıklamaya çalıştılar.

Örneğin koalaların da bizler gibi parmak izlerine sahip olduğunuve Güney Amerika'da yaşayan pek çok maymun türünde bu izlerin parmak uçlarında değil, kuyruklarında olduğunu tespit ettiler. Bilim adamları araştırmaları sonucunda bu izlerin, sürtünmeyi arttırmak ve tutulan objelerin kaymasını engellemek için var oldukları sonucuna vardılar. Bilim adamlarına göre parmak uçlarındaki bu girintili çıkıntılı yapının özellikle daha eski çağlarda alet ve silahları kullanmak açısından insanoğluna, diğer yaratıklara oranla büyük avantaj sağladığını düşünüyorlar.

Ekibin lideri olan Dr Roland Ennos, bu keşfin 100 yıl önce de yapılabileceğini faka bilim adamlarının bu konuyu çok karmaşık bulup, gözlerinde büyüterek araştırmaktan çekindiklerini iddia ediyor

Geleceğin teknolojilerinin temelleri atılıyor

1000 GHz işlemci 

MIT'deki bilim adamlarının şu sıralarda üzerinde çalıştıkları projelerden ilki yeni bir işlemci. MIT'nin yeni işlemcisinde grafin adı verilen özel bir madde kullanılıyor. Tamamen karbondan oluşan grafin, bilim adamlarının genellikle radyolarda ve benzeri elektronik cihazlarda kullanılan frekans çoğaltıcıyı işlemcide de kullanmasına imkan tanıyor ama frekanstaki gürültüsünü eleyebiliyor. Sonuç olarak bu durum, işlemcinin teorik olarak 1000GHz hıza ulaşmasını mümkün kılıyor.

Planlara göre bu işlemci hem bilgisayarlarda, hem de cep telefonu gibi işlemciye ihtiyaç duyan diğer cihazlarda kullanılabilecek. Üstelik MIT'nin Elektronik Mühendislik bölüm başkanı Tomás Palacio'ya göre bu işlemcinin ticari olarak kullanılmaya başlaması için sadece bir veya iki yıllık çalışma daha yapılması gerekiyor

Virüsten Pil 

Normal şartlarda virüs kelimesi hiç birimize pek sevimli gelmez. Ne bilgisayar ortamında, ne de gerçek hayatta. Fakat MIT'deki bilim adamları konuya bizlerden daha geniş bir perspektiften bakmayı başarabiliyorlar. Böyle olunca da, gerçek hayatta bizi korkutan virüsleri bir anlamda "ehlileştirerek", teknolojinin hizmetine sunuyorlar.

MIT'nin taşınabilir cihazların pil ömrü sorununa getirdiği çözüm ise cebinizde virüsten imal edilmiş bir pil taşımak! Bu şekilde söyleyince kulağa çok sevimli gelmese de, bu virüslü pilin ömrü bugün kullandıklarımıza göre çok daha uzun olabiliyor. Bilim adamları zararlı olmayan ve genetik yapısı değiştirilmiş bu virüsleri, bir karbon materyali ile birlikte kullanarak pillerin katodunu oluşturuyorlar.

Bu uzun ömürlü pillere bir de MIT'nin diğer bir projesi olan, Li-ion pillerin çok hızlı şarj olmasını sağlayacak teknoloji de eklendiğinde pil sorunu neredeyse ortadan kalkmış olacak. Bilim adamları her iki teknolojinin de gerçek hayatta kullanılmak için sadece birkaç yılı olduğunu söylüyorlar.

Korkutmayan robotlar

Özelliklerinin yanı sıra, görünüşü de güzel olan robotlar üretmek düşünüldüğünden daha zor olabilir. Fakat bu biz kullanıcılar için önemli bir detay. Üstelik de bilim kurgu filmlerinin katil robotlarının anıları zihnimizde her daim taze iken.

MIT'de robotlar üzerine yapılan çalışmaların bir kısmı tamamen robotların görünümü üzerine yoğunlaşmış durumda. MIT'ye göre robotlar hem pek çok işlevi yerine getirmeli, hem de görünüşü ile insanları tatmin edebilmeli. Bunun ilk denemesi Kismet adlı robottu. İnsansı yüz ifadeleri olmasına rağmen görünüşü çoğu kimseyi tatmin etmedi. Ardından Huggable geldi. Dış yüzeyi tamamen bir oyuncak ayı gibi kaplanmış olan Huggable'ın sorunu da yeteneklerinin sınırlı olmasıydı.

MIT'nin son robotu ise Tofu. Tüylü ve çok sevimli görünen bu robotun özellikle çocuklar tarafından çok sevileceği tahmin ediliyor çünkü yüz ifadeleri geliştirilirken Disney'in çizgi filmlerinden esinlenilmiş.

MIT'nin diğer bir projesinde ise robotlar birer bahçıvana dönüşüyor. Bir robotik eli, bir sulama hortumu ve bir dijital algılayıcısı olan bu robotlar, bahçedeki hangi sebzenin ne zaman sulanması gerektiğini yaptıkları ölçümler sonucunda karar verebiliyorlar. Bu da yetmezmiş gibi en uygun vakti hesaplayarak, mahsulleri bile kendileri toplayabiliyorlar.

 

Gezegene sahip en küçük yıldız

Bilinen bu en küçük yıldızın, Aquila takımyıldızında bulunduğunu ve Jüpiter'e benzeyen bu gezegeninin de "uzak güneş" VB 10 yıldızı etrafında döndüğü tespit edilirken, bu astrometri yöntemiyle keşfi yapılan ilk yıldız oldu.

Güneş'in sadece 12'de 1'i büyüklüğündeki VB 10'un etrafında dönen gezegeniyle çevrelerinin aşağı yukarı aynı olduğu görüldü.

Astrophysical Journal'ın gelecek sayısında yayımlanacak araştırmaya göre, yeni bulunan VB 10b gezegeni Jüpiter'den 6 kat daha büyük ve 20 ışık yılı uzakta bulunuyor.

Bilim adamları, gezegenin kendi iç ısısının Dünya'ya benzer bir sıcaklık sağladığını düşünüyor.
Baş araştırmacı, NASA'nın Pasadena'daki Jet Motorları Laboratuvarı'ndan Steven Pravdo, buldukları Jüpiter benzeri gezegenin Güneş Sistemi'ndeki Jüpiter ile göreli olarak aynı sırada bulunduğunu, sadece etrafında döndüğü yıldızın Güneş'ten daha küçük olduğunu belirterek, "Bu yıldızın Dünya gibi kayalık gezegenleri olabilir. Başka gezegenleri varsa bu güneş sistemi bizimkinin minyatürü olabilir" dedi

NASA'dan Endeavour'a yeşil ışık

Amerikan uzay kurumu NASA, bir süre önce fırlatma rampasına getirilen Endeavour uzay mekiğinin 7 astronotla birlikte Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) fırlatılması için onay verdi.  
 
NASA'nın internet sitesinden yapılan açıklamada, resmi fırlatma tarihinin, mekiğin uçuş hazırlıklarının ve fırlatma sisteminin durumunu değerlendirmek için yapılan toplantının ardından kararlaştırıldığı belirtildi.

Hava koşulları uygun olmaz ve 15 Hazirana dek mekik fırlatılamazsa, bir sonraki fırlatma girişimi 12 Temmuzda mümkün olabilecek.

Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) ikmal için 13 Haziranda gönderilecek Endeavour uzay mekiği, Pazar günü Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nin fırlatma rampasına yerleştirilmişti.

Cape Canaveral'daki fırlatma rampasına yerleştirilen Endeavour uzay mekiği, 7 kişilik mürettebatıyla 16 gün sürecek seyahatinde, Amerikalı astronot Tim Kopra'yı UUİ'ye götürecek, Japon Koichi Wakata'yı getirecek.

Endeavour uzay mekiği ayrıca uzay boşluğunda deneyler yapılan Japon laboratuvarı Kibo'nun son bölümünü de taşıyacak.

Florida'da uzun bir süredir devam eden kötü hava koşullarının mekiğin fırlatma rampasına yerleştirilmesine engel olması ve 13 Hazirandaki uçuşun ertelenmek zorunda kalınmasından endişe ediliyordu.

NASA ayrıca, 17 Haziranda Cape Canaveral'ın hemen yakınındaki askeri üsten bir Atlas V füzesiyle Ay'a Lunar Crater Observing aracını gönderecek